• dr elif çolak

    4.
    çok güzel bir doktor.

    fakat hanımefendi yakası kapalı giyiniyorum diyorsunuz ama otururken göğüs çatalınız belli. inanın şahane de bir kadınsınız sabah sabah günaha girmemek için zor tutuyorum kendimi.

    bence de dönmeli o bey. siz raydan çıkmışsınız.
    10 -2 ... hassas nihat
  • 02 08 2017 sözlükten özür diliyorum

    8.
    nefisler nefisi bir beyan.

    herkes hata yapabilir. önemli olan bu hatadan tez zamanda dönebilmektir. bu arkadaşımız da hatasını anlamış ve tarih vererek sözlükten özür dilemiş. bu kadar alaya alınması, tepki gösterilmesi beni çok üzdü. gözlerim doldu resmen.

    ben de zamanında hollandaya gitmiştim. türkü barlarda bağlama çalıp türkü söylerdim. gurbet bir yandan, yalnızlık bir yandan kokaine başlamıştım. bilen bilir, amsterdamda bu tip şeyler çok zor değil. çok paranın olmasına da gerek yok. sesime tutulmuş kadınlar vardı yaşça büyük. sahneden sonra beni alır partilere götürürlerdi. ama sonunda anladım ve bıraktım. ne yani yanlış mı yaptım? yanlışı doğruyla düzelttim.

    bence arkadaşı aşağılamak yerine destek olmalısınız ona. ben bu nazik hareketinden dolayı arkadaşımı kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.
    1 ... hassas nihat
  • mircea lucescu

    663.
    bir üstad, bir maestro. gelgelelim bu başlıkta yazılanlar beni ziyadesiyle üzdü. gözlerim doldu resmen.

    neymiş, yaşlıymış, bunamak üzereymiş, ben lucescunun götünden 33 kere sikeyimmiş.. yazık be yazık!

    ben, 63 yaşında bir adamım. ne yani öleyim mi? daha geçtiğimiz gün bir otelden iş teklifi geldi. küçük sayılabilecek bir akyaka oteli. bir nevi müdür gibi orayı evirip çevirmem isteniyor. ne yapayım yani "kusura bakmayın haldun bey, ben yaşlandım. uludağ sözlükteki çocuklar böyle düşünüyor. akyakadan ancak mezar yeri bakarım" mı diyeyim.

    ne istiyorsunuz yahu insanlardan? alınıyorum bak!

    not: lucesculu yılları asla unutamadım.
    3 ... hassas nihat
  • sevgiliniz sakat kalsa ne yapardınız

    61.
    insanın içini burkar. ağlarsın...

    ben, fakir bir kulunuz olarak sizden istirham ediyorum. bu tip başlıklara bir şeyler yazarken lütfen hassas insanların da aranızda olabileceğini, yazdıklarınızı okuyabileceğini düşünün. 3 kere düşünüp 1 kere yazın. size adeta yalvarıyorum efendim.

    tam da böyle bir şey başıma geldi zira. o zamanlar iç mimarın yanında bıçkın bir elemanın. kafam çalışmadığından okuyamadım. mesele, buydu zaten. çok çalışırdım derslerime. akşam gelir konu tekrarı yapardım. ertesi günün derslerine göz atardım. ama misal, matematikten 49'un yukarısını göremedim amına koyim okul hayatım boyunca (not: küfür ettiğim için özür dilerim) hani hep aileler teşvik eder ya okumanız için, "oku adam ol yoksa onun bunun yanında ağız kokusu çeker it gibi çalışırsın" derler ya düşünün biz de tam tersi oldu. 14 yaşında falanım babam karşısına aldı beni. "oğlum" dedi "çok çalışıyorsun görüyorum. ağzımı açamıyorum. notların da ortada. sen okuma yavrum. seni birinin yanına koyalım meslek sahibi ol". genel itibariyle naif, keskin duruşları olmayan bir adamım. çocukken de böyleydim. hiç ikiletmeden, acaba demeden, kendi iç dünyamda en ufak bir tereddüde dahi düşmeden tamam peki dedim. okumak da okumamak da bende bir şeyleri değiştirmiyordu. (not: konudan saptığımın farkındayım. özür dilerim)

    işte efendim, bir gün iç mimarın yanında bir tavan çalışması yaparken çok kıvrak şekilde yere düştüm. evet, kıvrak vaziyette. merdiven varmışcasına ayağımı uzatıp boşluğa "basmam" ancak bu şekilde tariflenirdi. ayağımı kırmam yetmiyor gibi damarlarımı yerdeki aletler kesti. sakat kaldım.

    hani sapyoseksüel falan bi şeyler diyorlar ya. inanın kadınlar, zekayı seviyor. olanı da seviyor olmayanı da. benim kız arkadaşım şapşallığımı seviyordu mesela. bazen aynanın karşısında ben bile seviyordum şapşallığımı. allah fiziğimden almış, zekama da vermemişti. (not: haşa, allahın işine karışmıyorum)

    kız arkadaşım betül, şapşallığıma tahammül edebiliyorken, aksak bir şapşal olmamı kabul edemedi sanırım. "sonumuz yok" dedi. (artık bildiğiniz gibi) genel itibariyle naif, keskin duruşları olmayan bir adamım. hiç ikiletmeden, acaba demeden, kendi iç dünyamda en ufak bir tereddüde dahi düşmeden tamam peki dedim. betül ayrıldı sonumuz olmadığı gerekçesiyle. oysa her şeyin bir sonu vardı. kafam o kadar çalışmaz ama en azından bunu biliyordum. varsın 2 sene sonra olsaydı o "son". her gece ağladım. insan okuyamayınca, meslek sahibi olamayınca, bir de sevilmeyince sanırım yapacak çok da bir şeyi kalmıyor.

    çok uzattığımın farkındayım. (not: özür dilerim) işte tüm bu yaşadıklarımın ardından böyle bir başlığa ve sonrasında içindekilere bakınca gözlerim doldu. sakat sevgili terk edilir, sakat insan mı sevilir falan yazmışsınız ya yazıklar olsun. ya bu sözlükte sakat birilerinin, canı yanan birilerinin olduğunu düşünemiyor musunuz allah aşkına? yeter! gerçekten yeter be!

    not: sonumuz yok dediğinde söylediğim "peki"yi hiç unutamadım.
    12 -1 ... hassas nihat
  • bergüzar gökçe korel

    197.
    ortadaki pozda kriz geçirdiğini görüyoruz. inşallah birileri yardımcı olmuştur. belki de biri yaklaşıp elini kendisine uzatarak "mmuuuhhhcchh muucchhh" şeklinde ters bir el hareketi yapınca irkilmiştir. marım sağlık problemi yoktur zira kendisini çok seviyorum.
    6 ... hassas nihat
  • istenmeyen tüyleri kalkışma yapan kürt kızı

    5.
    kendisine yapılan faşistçe saldırı, kullanılan aşağılayıcı lisan nedeniyle iç burkan, ağlatan kürt kızıdır.

    ben, fakir bir kulunuz olarak sizden istirham ediyorum. bu tip başlıklara bir şeyler yazarken lütfen hassas insanların da aranızda olabileceğini, yazdıklarınızı okuyabileceğini düşünün. 3 kere düşünüp 1 kere yazın. size adeta yalvarıyorum efendim.

    tam da böyle bir kürt kızı geldi başıma zira. o zamanlar askerdeyim. usta birliğim, diyarbakır. yazıcı olduğum için bol bol geziyorum ofiste, bağlarda, dağkapıda. bir gün komutan geç kaldığım için uyardı telefonda. "nihat geçmişini siktiğimin salağı, tabura gönderiyorum kolordudan arıyorlar, komutanım nihat salağı yine yanlış yere gelmiş. çabuk geri dön pezevenk yakacam askerliğini" şeklinde yapıcı bir eleştiri getiriyordu. tüm dikkatimle dinledim komutanımı. işi zordu, vazifesi vatan korumaktı. üstelik koca başçavuş olmuştu. (not: rütbelerden en çok binbaşıyı severim). "emredersiniz komutanım" diyerek daireye yöneldim. ancak o dalgınlıkla bir kürt kızıylaçarpıştım. kocaman dudakları, daha da kocaman gözleri daha da kocaman memeleri vardı. çok güzel kirpikleri, çok güzel saçları daha da güzel bir götü vardı. hayatımın aşkıyla karşılaşmıştım biliyordum. mahcup tavırlarım hoşuna gitti ama konuşmadan gitti. bir kırtasiyeye girmişti. sonraları orada çalıştığını anladım. askerde ve 21 yaşında olan birinin, her gün kalemtıraş alması garip değil midir? kız da garipsemişti ki, "22 gündür, allahın her günü kalemtıraş alıyorsun. manyak mısın baboo" deyince hislerimi açtım.

    bir kafede oturduk ve konu konuyu açtı. gel zaman git zaman sevgili olduk. her iznimde, son ana kadar pompalara koşuyorduk. ancak sevdiceğim deryanın bir problemi vardı. kıllıydı amına koyim. benden kıllıydı lan. ama bu dev aşkı deryanın kılları yüzünden bitiremezdim, bitiremedim de. deryayı çok sevdim, derya da beni çok sevdi. sadık isimli mahalle kabadayısı kıza göz koyana kadar. kızı elimden aldı, gıkımı bile çıkaramadım çünkü sadık psikopattı. ağladım, günlerce ağladım. yarbay bile ilişmiyordu artık bana. askerliğimi bitirdim ama o sevda bitmedi ki hiç.

    sonra ne oldu biliyor musunuz? 3-4 gündür unutur gibi olmuştum ki bu başlığı ve muhteviyatındaki yazılanları okudum. gözlerim doldu, canım yandı be! şu yazdıklarınıza bakın arkadaşlar. ya bu sözlükte canı yanan birilerinin olduğunu düşünemiyor musunuz allah aşkına? yeter! gerçekten yeter be!

    not: sadık'ı hiç unutamadım.
    7 -2 ... hassas nihat
  • aniden gelen azeri kadını götü avuçlama isteği

    6.
    insanın içini burkar. öfkelenir, ağlarsın...

    ben, fakir bir kulunuz olarak sizden istirham ediyorum. bu tip başlıklara bir şeyler yazarken lütfen hassas insanların da aranızda olabileceğini, yazdıklarınızı okuyabileceğini düşünün. 3 kere düşünüp 1 kere yazın. size adeta yalvarıyorum efendim.

    ben, azeri kökenliyim arkadaşlar. kuşaklar önce batıya yerleşmişiz. dilini, adetini bilmem ama azeri olduğumu bilirim. biz türklerle kardeşiz ama görüyorum ki burda böyle bir bilinç yok ne yazık ki.

    şu yazdıklarınıza bir bakar mısınız? benim azeri kuzenlerim var, ablalarım var. doğal olarak onların götleri de var. ne kadar edepsizce şeyler yazılmış resmen midem bulandı. öfkeyle, mağlubiyet arasında atıyor kalbim.

    ya bu sözlükte azeri birilerinin olduğunu, canlarının yanacağını düşünemiyor musunuz allah aşkına? yeter! gerçekten yeter be!

    not: aliyevi hiç unutamadım.
    8 -2 ... hassas nihat
  • sözlüğün biraz şey olması

    18.
    bir fikir, düşünce, belki de hissiyat.

    ancak ben de aynı fikirdeyim. çok yakın zamanda yazar oldum ve adamakıllı bugün okumaya başladım ilk kez. gözlerimi dolduran, ağlamanın eşiğine getiren 4-5 başlık gördüm.

    sözlük biraz şey, kırıcı. örseleyici adeta.

    ancak ben alındığım konuları paylaşıyorum burada. yazar arkadaşlarım da kıymet verip daha özenli yazılar kaleme alırlarsa, bence bu örseleyici yanı bertaraf edebiliriz.
    2 ... hassas nihat
  • başkasının yaladığı dondurmayı yalar mısınız

    10.
    insanın içini burkar. ağlarsın...

    ben, fakir bir kulunuz olarak sizden istirham ediyorum. bu tip başlıklara bir şeyler yazarken lütfen hassas insanların da aranızda olabileceğini, yazdıklarınızı okuyabileceğini düşünün. 3 kere düşünüp 1 kere yazın. size adeta yalvarıyorum efendim.

    tam da böyle bir şey başıma geldi zira. o zamanlar küçük bir mahallede yaşıyorduk. hani şu kapıların kilitlenmediği, herkesin birbirini tanıdığı semtlerden. açım dediğinde komşunun kapısını çalan küçük çocukların olduğu, kocası uzun yol kaptanı olan kadınların sırayla mahalledeki amcalar tarafından ziyaret edilerek eksik gediklerin bir tamam edildiği, yaşlı teyzelerin pazar arabalarının eve kadar götürüldüğü mahallelerden..

    işte bu mahallede herkes, komşularıyla her şeyini ama her şeyini paylaşırdı. ramazan abi vardı. bizden 4 yaş kadar büyük. mahallenin starıydı resmen. en iyi futbolu o oynar, kuran kursunu önce o bitirir, önce o sünnet olur, ilk onun sevgilisi olur. beni de çok severdi sağ olsun. bir gün hastaneden geldiler annesiyle, annesi üzgündü. filmler, reçeteler, ilaçlar yarak kürekler (not: pardon kağıt kürekler demek istedim. evrak yığınından bahisle) ellerini dolduruyordu özden teyzenin. anlayamamıştım, soramadım da. sokakta avare avare oturup etrafı izlerken, ramazan abim geldi, elinde dondurmasıyla. "nihat yesene" dedi yarısına geldiği dondurmasını göstererek. ramazan abi ilk defa bi şey ikram ediyordu bana. kara dutu da görünce başladım yemeye. "ye sen yee. kapçık ağızlı" gibi bi şeyler mırıldandı ama anlamadım. "efendim abi" dediğimde, "afiyet olsun nihatçım" dedi. meğer ramazan abide sarılık hepatit, ebik gübik ne kadar hastalık varsa ondaymış. 3 gün sonra doktora gittiğimizde anlamıştım.

    işte böyle.şu yazdıklarınızı okuyorum da ne mallığım kalmış ne pisliğim. oysa ramazan abimin niyeti o değildi, ben de mal ya da pis değildim. bu başlığı da görünce kötü oldum, gözlerim doldu. şu yazdıklarınıza bakın arkadaşlar.

    ya bu sözlükte canı yanan birilerinin olduğunu düşünemiyor musunuz allah aşkına? yeter! gerçekten yeter be!

    not: ramazan abimi hiç unutamadım.
    3 -2 ... hassas nihat
  • sinemaya tek başına giden mal

    67.
    insanın içini burkar. ağlarsın...

    ben, fakir bir kulunuz olarak sizden istirham ediyorum. bu tip başlıklara bir şeyler yazarken lütfen hassas insanların da aranızda olabileceğini, yazdıklarınızı okuyabileceğini düşünün. 3 kere düşünüp 1 kere yazın. size adeta yalvarıyorum efendim.

    tam da böyle bir şey başıma geldi zira. ankaraya yeni taşınmıştım. cebeci-kurtuluşta yaşıyordum. ailemden ayrı tek başıma bir hayat kurmaya çalışıyordum. bırakın sevgiliyi, bir arkadaşım bile yoktu. sıkılmaktan delirme noktasına gelmiştim. her gün kurtuluş parkına gidip ağlıyordum. o kadar mutsuzdum ki önümden, köpeğini gezdiren daracık taytlı ted kolejli kızlar geçerken bile o şahane kasalara bakmak gelmezdi içimden. bir simitle, 7 saat aralıksız, bir parkta ağlamak nedir bilir misiniz be siz?

    işte böyle kabus günlerden birinde (not: hala dururlar mı bilmem) tabelasında 3 film birden yazan bir sinema salonu gördüm. o anki mutluluğum tarifsizdi. uygun fiyata 3 tane film izlerim, bütün günümü böyle geçiririm hem de sinemasever arkadaşlar edinirim dedim. öyle de oldu gerçekten. rahim abi, sübyan fuat, selman amca hep o günlerden yadigardır bana.

    ama o ilk günler kimsem yoktu ve sinemaya yalnız giderdim. çaresizdim, çünkü yalnızdım! ağızdan bir çırpıda çıkan bir hece değil mi? mal! ya bu sözlükte canı yanan birilerinin olduğunu düşünemiyor musunuz allah aşkına? yeter! gerçekten yeter be!

    not: şu an bile sinemada nerden geldiği belirsiz şak şak sesleri kulağımda yankılanır. zor günlerdi be.
    2 ... hassas nihat
  • sevgilinin erasmusa gitmesi

    16.
    insanın içini burkar. ağlarsın...

    ben, fakir bir kulunuz olarak sizden istirham ediyorum. bu tip başlıklara bir şeyler yazarken lütfen hassas insanların da aranızda olabileceğini, yazdıklarınızı okuyabileceğini düşünün. 3 kere düşünüp 1 kere yazın. size adeta yalvarıyorum efendim.

    tam da böyle bir şey başıma geldi zira. su ürünleri fakültesi 5. sınıftayken esra adında bir sevdiceğim vardı. güzel, alımlı, bebek gibi bir kız idi. bakmaya kıyamazdım, 3 yıldır sevgili olduğumuz halde (not: ciddi düşünüyorduk) elini bile tutmamıştım. kısacık etekler giyer, göğüs dekoltelerinden yaz kış vazgeçemezdi. okulun en favori kızıydı. aynı evde kalmazdık doğal olarak. kendisine saygım sonsuzdu, edepli bir adama yakıştığı şekilde davrandım hep ona. asla kızmaz, kısıtlamazdım. yatalak bir arkadaşı vardı, bazı geceler özlemine dayanamayıp, kapısında bulurdum kendimi. telefonunu açmazdı, kapıya çıkmazdı. sabaha karşı 3'te eve gelirdi kapıda karşılaşırdık. yatalak arkadaşına bakmaktan gelirdi gecenin o saatinde. güzel olduğu kadar iyi kalpliydi de benim esram.

    neden sonra bir gün, apansız, yurtdışına gideceğini söyledi. erasmusla eğitim alacakmış. üzüldüm, belli etmedim ama. kendini geliştirir, daha iyi olur dedim. ordayken her gün aradım mesaj attım, whatsapptan yazdım. cevap vermiyordu, o kadar endişeleniyordum ki. whatsappında ne son görülme ne de mavi tık özelliği vardı. bir gün ağladığım bir video çektim ve whatsapptan yolladım. yalvarırım cevap ver dedim. durmadı ve yapıştırdı cevabı. zenci bir erkek arkadaşı vardı yanında. tam yanında da sayılmaz aslında kucağına oturtmuştu. "beni artık rahatsız etme" demeye getirdi.

    işte böyle. ben esramı kalbime gömdüm o günden sonra. bu başlığı da görünce kötü oldum, gözlerim doldu. şu yazdıklarınıza bakın arkadaşlar. yok kızın içinde dolandırırlar, yok eline verip oynatırlar, yok sabahlara kadar hoplatırlar.

    ya bu sözlükte canı yanan birilerinin olduğunu düşünemiyor musunuz allah aşkına? yeter! gerçekten yeter be!

    not: esrayı hiç unutamadım.
    2 ... hassas nihat
  • yeni şeyler getiriyorum